İSYAN

İnsanlar, ah biz insanlar! Bir haykırış kopuyor yüreğimde. Derinlerimden gelip kalbimi delerek gözlerimden yaş olarak akan haykırışlar bunlar. Bir yorgunluk, bıkmışlık, kırgınlık ve kırıklık… insanları düşünüyorum. Her insan ayrı dünya. O dünyada sadece kendi dünyasına uygun olanlar yer alıyor. Dünyasında yer alanlar her ne kadar yanlış da olsa başkasının dünyasındakileri benimseyip de kendi dünyasının içine alamıyor insan. Yapımız gereği mi bilmiyorum, doğal olan bu mu, değil mi bilemiyorum ama genelde pek çoğumuz varsa yoksa kendi dünyamızın insanıyız. Başka dünyalardan başka şeyleri kabul edemeden kendi dünyamızın doğruluğuna inanıp sıkı sıkıya sarılıyoruz ona. Yanlışlarımız, eksiklerimiz, hatalarımız oluyor ama bunları göremiyoruz. Görsek bile umursamıyoruz. Ama karşı tarafın dünyasındaki hataları görmekte ve kendi mükemmel dünyamızdan inciler saçmakta son derece ustayız. Bu çok tuhaf. Ben de böyleyim ve birçok kişinin de böyle olduğunu çok iyi biliyorum. Bunun çözümü nedir, nasıl düzeliriz bilmiyorum ama insanların birbirlerinin hatalarını bulup bulup onlara akıl vermelerinden ve kendi eksiklerini tamamlamaktan kaçınmalarından bıktım. Bir de “herkesi olduğu gibi sevmek lazım” sözü herkesin dilinde. Ama çoğu kişinin yüreğinde değil. Kusura bakmayın, herkesi olduğu gibi sevmeyen biz insanlar, nağralar atmayı çok iyi biliyoruz. Ama çoğunlukta hep lafta. Ve ben herkesi olduğu gibi sevmek zorunda değilim. İnsanın seveceği insan olur, sevmeyeceği insan olur. Hiç uyuşmadığım bir insanı sevemem. Bir tane yazı görmüştüm: “Tabi ki seni olduğun gibi kabul ediyorum. O yüzden sevmiyorum” diyor. Hislerime tercüman. Ama düzelmek gerek. İyi insan olmak gerek. Mış gibi yapmadan, yüze gülmeden, kalpten gülmeyi öğrenmek gerek. O kalp sadece kan pompalamaz. İyilik ve vicdan da pompalamalı. İyilikten ve vicdandan yoksun insan, insan değildir. İyilik ve vicdan sahibi olanlarda da anlayış vardır. Anlayış ilaçtır. Arapsaçını çözer. Birinin içini görmeden dışından vurulmaz. Anlayış içi görmektir. Kötülüklerini kılıflarla gizleyen herkesten uzak olmak temennisiyle. 
Deniz

Reklamlar
Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

YENİ BİR YIL, YENİ BİR YOL

Her yeni yıl bir şeyler verir insana ve bir şeyler götürür insandan. Yaşamın her bir anı bir öğreti, bir uyarı, bir sınav…. Yeni yıl eski yıldan farklı olur aslında her zaman, her ne kadar bunu belli edemediği de olsa… değişim bitmeden tükenmeden, var gücüyle kendisini devam ettirerek, hayatın enteresan döngüsünde bizlere başka açılar, başka hayatlar, başka görünümler sunar. Birbirinin aynısı sanılan günlerin bile bize getirileri ve bizden götürüleri olabilir bizim henüz fark edemediğimiz. Nefes aldığımız her saniyede neler oluyor biz bilmeden, bilincinde olamadan… öylesi büyüleyici, öylesi insan aklını zorlayıcı bir düzenin parçasıyız ki, geçen her dakika hesaplanmışçasına işlerken, biz hayat koşturmacasında savrulup gidiyoruz. Hastalıklar, sorunlar, kazalar, ölümler, doğumlar, kutlamalar, neşeli günler, akşamlar…. Dünyanın her yerinde bambaşka dertler bambaşka sevinçler dolduruyor haneleri. Yıllar geçtikçe acı, yerini sevince; sevinç ise yerini acıya bırakabiliyor ya da düzenli ve sakin bir hayat sunuyor dünya bazılarımıza. Geçen yıllar bizi biz yapanlardır. Yaşadıkça edinilen tecrübeler, öğrenilen bilgiler öz kimliğimizi oluşturur. Gelecek yeni yıllar da gelecekteki benliğimizin, önümüzdeki yolun kendisidir. Her yıl yeni bir yoldur bize, yürürken düşmemek, engellere takılmamak, huzurla ilerlemek isteriz o yolda. Hepimize dilediğimiz yollar nasip olsun, kötülerin hak ettiklerini çekeceği, iyilerin her daim korunacağı, çocukların mutluluktan uçacağı, sevginin her yürekten dolup taşacağı, huzur dolu yıllar, dümdüz, pürüzsüz yollar bizim, hepimizin olsun. 2018, bana iyi gel❤️😘
Deniz

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

ZAMAN VE HAYAL

Doğumdan ölüme kadar olan sürece “hayat” diyorlar. Hayat denilen bu sürenin her birimize ne kadar verildiğini bilmeden yaşıyoruz. Planlar yapıyoruz, programlar yapıyoruz ve aslında çoğu zaman da bu belirsiz süreyi boşa harcıyoruz. Bugün düşündüm, yapmak istediklerimi, isteklerimin ne kadarını yapabildiğimi ve ne kadarını yapamadığımı tarttım kafamda. Vardığım sonuç aslında beni sarsıp kendime getiren nitelikte fakat bazen yaşam şartları insanın isteklerinin gerçekleşmesinin önüne engel koyar. Bu engeli aşmak kimi zaman mümkünken kimi zaman da imkan dahilinde olamayabilir. Kedi beslemek istiyorum mesela, ama yaşadığım evi paylaştığım kişilerin kedi istememesiyle bu isteğim suyu boyluyor. Mesela koruyucu anne olmak istiyorum. Ama hem hayattaki önceliklerim hem yaşım hem yaşam şartlarım şu an için buna oldukça elverişsiz. Hayat denilen belirsiz sürede her insanın hayatı yaşama halleri, boğuştuğu sorunlar, içinde bulunduğu sevinçler, mutluluklar vs hep farklılık gösterir. Bazen bazı sorunlar alıkoyar insanı isteklerini gerçekleştirmekten. Bu bazen maddi imkansızlık olur, bazen bir hastalık, bazen fizyolojik bir engel ve benzeri diye devam eder örnekler. Benimki hafif fizyolojik engel teşkil eden bir durum. Bağımsız olarak, rahatça, kimseden yardım istemeden, kendime tam yeterek, dibine kadar özgürce, doyasıya seyahat etmeyi çok istiyorum şimdilerde. Yanımda kimse olmadan, sadece ben, hatta beynimdeki tüm düşünceleri de yok etmiş bir şekilde, pür, katışıksız, katkısız, yalnızca bedenim ve ruhum… bir sırt çantası takıp sırtıma, yüzüme keşfe çıkmanın verdiği tebessüm, yüreğimde özgürlük hissinin verdiği tatlı huzur ile ayaklarım mutluluktan uçarcasına ilerlesin bilmediğim ülkelerin bilmediğim şehirlerinde bilmediğim nice insanın içinde. Belki hayallerimi süsleyen ama o kendime tam yeterek seyahat etme durumu hiç gerçekleşmeyecek olsa da, bu ayaklar işledikçe, bu beyin çalıştıkça bence denemeye değer. Hayat risk almadan, tekdüze yaşandığında aslında insanı da tüketiyor bir bakıma. Her geçen gün birbirinin aynısı olarak eksilirken, o belirsiz süremiz de çöp oluyor biz fark etmeden. Umarım bir gün, “hayattaki isteklerimin en azından önemli bir bölümünü en iyi şekilde gerçekleştirdim” diyebilirim. Sürem bitmeden elimdeki süreyi çöp ettiğim için hayıflanacağıma, o süreyi iyi kullandığım için şükrederim dilerim. 

Deniz

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

HAYATA DOKUNAN SİHİR: MÜZİK

En iyi iletişim aracı sizce nedir? Telefon mu? Mektup mu? Ya da başka her neyse işte…. Peki sizce insan kendisini en iyi konuşarak, yazarak, bir dil kullanarak mı ifade eder? Bana kalırsa en iyi iletişim aracı müziktir, en iyi ifade aracı da notalardır. Herhangi bir dil barındırmaksızın insanoğlunun evrensel dilidir müzik ve notalar herkes için aynıdır. Dünya üzerideki bir ülke vatandaşının diğer bir ülke vatandaşıyla her zaman anlaşabilmesi mümkün değildir. Çünkü dillerini bilmiyordur. Ama bazen aynı dili konuşsa da aynı gönül penceresinden bakmadığı için anlaşamaz kimi insan. İşte müzik hiçbir engele takılmadan tüm dillerle, tüm gönüllerle en iyi anlaşabilme imkanı sunar. Müziğin bir sihri vardır. Her türlü pencereden görünebilecek ışığı, her türlü dilden anlaşılabilecek notaları vardır. Ayrıca müzik bir sığınaktır. Yağmurlu, çamurlu, karlı, soğuk havalarda insanı koruyacak şömineli bir ev gibi sarıp sarmalar herkesi. Ne dil ayırt eder ne ırk ne cinsiyet ne siyasi görüş ne de başka bir şey. O evrenseldir. Herkese eşit muamele gösterir. Müzik hayat yolundaki sivri engelleri törpüleyen başlıca nimettir. Bazen düşünüyorum, müzik olmasaydı hayat çekilebilir miydi diye. Cevabım da “müziksiz hayat cehennem olurdu herhalde. Hayatın renkleri silinip geriye siyah beyaz manzaralar kalırdı” oluyor akabinde. Müzik…. Seni çok seviyorum❤️

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BAŞIMIZI ALIP BAŞKA BEDENLERE GİDEBİLMEK…

Bazen bir kuğuya, bir köpeğe, bir kaza, bir tavşana, bir kediye, bir balığa özeniyorum. Bilmiyorum onların hayatlarını ama buna rağmen özeniyorum. Bazen bilmediğimiz şeyleri bildiklerimizden iyi resmeder beynimize gözlerimiz. Bazen kendi kalıbımızdan taşıp başka kalıplara sığınmak ister gönlümüz. Yaşadıklarımız, gözlemlediklerimiz, içimiz, dışımız, yani her şeyimiz fazla gelir bize, bir kuş olup uçmayı, diyar diyar dolaşmayı, başka bedenlere misafir olmayı hayal ederiz.

Deniz

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BÜYÜLÜ BİR OKYANUS: KİTAP

Kitap okumak söz konusu olduğunda yüzünü buruşturan ve kitapları sıkıcı olarak nitelendiren bir çocukken, üniversiteye başladıktan sonra içimde bir kıvılcım gibi beliriverdi kitap sevgisi. “Kitap, en iyi arkadaştır” klişesinin bana hiçbir şey ifade etmediği dönemlerin aksine, şimdi görüyorum ki, kitabın insan hayatındaki yeri, pek çok insanın dolduramayacağı kadar büyük ve kıymetli. Her bir sayfasında, her bir satırında bambaşka dünyalara dokunmanın hazzı, bilmediğimiz kimi konuları öğrenebilmenin mutluluğu, kimi zaman yazıların arasında kendimizi bulabilmemiz, çevremizden tanıdık esintiler sezmemiz, samimi bir dert ortağıyla sohbetteymişçesine, kimsenin bilmediği ve bilemeyeceği sırları yalnızca ikimiz güvenle paylaşıyorcasına hissetmemiz, bazen kahkalarımıza, bazen gözyaşlarımıza yalnızca kendisini tanık etmemiz… işte bundan dolayı eşsiz bir varlıktır kitap. Her biri ayrı dünya, her birinde bambaşka yolculuklar, farklı serüvenler, yeni deneyimler gizli olan çok kıymetli hazineler onlar. Elbette ki her tür her okuyucu için cezbedici olamaz ve herkes her kitabı iştahla ve zevkle okuyamaz ama herkese hitap edebilecek kitapların varlığı da yadsınamaz. 
Üniversitede bir yıllık hazırlık okuduktan sonra, yaz tatilinde sıkılıp ne yapacağımı şaşırmış bir durumdayken, zamanımı kitap okuyarak değerlendirme kararı aldım. Odamdaki masada varlığından haberdar bile olmadığım Duyguların Rengi adlı bir kitapla göz göze gelince isminin cezbediciliğine kapılıp onu okumaya başladım. İlk defa deneyimlediğim çok tatlı bir duyguyla ve iştahla kitabı okurken bitirmeye kıyamayarak, her satırını içselleştirerek, soluyarak okuduğum ve çok etkilendiğim bir kitap oldu Duyguların Rengi. Herkese tavsiye etmeye başladım ardından. Orjinal adı “The Help” olup filmi de yayımlanan bu kitabı okumuş olmak bana büyük bir kazanım sağladı. Hazır sözü gelmişken, bir kitabın filmini izlemektense, kitabını okumak her zaman çok daha iyi bir seçimdir bence. Kendi açımdan söylemem gerekirse, filmini izlemek yerine kitabını okurum bu durumlarda. Çünkü kitapta satırlar arasında dolaşırken gözlerimiz, kendi algıladığı gibi resmeder görülenleri beynimiz. Bu nedenle beynimin kendi resmettiği görüntülerle, kendi hayal ettiğim şekilde, okuduklarımın bendeki izdüşümüyle çok daha lezzetli bir tat alırım. 
Duyguların Rengi’nden söz etmemin asıl sebebi, o kitabın benim için bir milat niteliği taşıması aslında. Onunla başlayan ve kapısı açılan büyülü bir dünyada kaybolmanın tadına her geçen gün daha çok varıyorum ve kitap sevgimin fitilini ateşlediği için ona teşekkürü bir borç biliyorum.
Okuduğum her kitap benim için başka bir yolculuk, başka bir dünya demektir. Adeta yeni yerler görmek ve yeni kültürleri gözlemlemek vesaire için çıkılan seyahatler gibi, her yeni kitap yepyeni keşif alanlarıdır. Kitap kapağı büyülü bir dünyaya açılan kapı gibi, açıldığında beni gerçek dünyadan alıp kendi dünyasına hapseder ve içindekilerle bütünleşmemi sağlar. Bana sunduğu her yeni bilgi, her farklı deneyim ya da anımsattığı her tanıdık olgu, bana yepyeni kazanımlar sağlayarak aslında beni daha çok ben yapar. Kimi zaman daha iyiye gitmek uğruna bana yol gösteren fenerim olur. O nedenle kitaplar sahip olabileceğim en önemli zenginlik olarak gördüğüm en kıymetli hazinelerimdir. Kitap, her şeydir. 
Deniz

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

HER ŞEYİN TEMELİNDE YATAN: MUCİZE

Hayat… bize sunduğu her imkanla, yaşattığı her durumda ve olayda mucizeyi gerçekleştiriyor aslında. Yaşamın her detayında mucizeler gizli bir bakıma. İnsanların gündelik mücadelerle haşır neşir olmaktan dolayı unuttuğu bir durum bu. Var olan her şey mucizenin kendisi bana kalırsa. 
İnsanlar karşılaştıkları bazı durumlara hayretle yaklaşıp onları mucize olarak adlandırıyorlar. Çünkü olabilmesine ihtimal dâhi vermedikleri bir durumun gerçekleşmesi söz konusu oluyor. Kimileri ise mucizeye inanmıyor. Her şeyin belli bir mantıkla yürüdüğünü, o mantığın dışına çıkılmadığı için mucize denen kavramın gerçek olamayacağını savunuyorlar. Ama unuttukları bir şey var: zaten o her şeyin yürümesini sağlayan mantık bile belki bir mucize. Düşünsenize, evrenin oluşması, dünyanın var olması, dünyada milyarlarca insanın, hayvanın, bitkinin, kısacası canlının hayat bulması… bunlar mucize değil de nedir? 
Bir yumurta düşünün mesela. Tavuk onu yumurtluyor ve içinden bir canlı çıkıyor. Bu da yetmiyor, o yumurtalar bizlere besin oluyor. Dünyanın düzeni öyle ilginç, öyle acayip ki… her şey birbirine bağlı mucizeler silsilesi gibi. Bazen düşündükçe hayrete düşmekten alıkoyamıyorum kendimi. Hele de bir kadın olarak beni en çok etkileyen unsurlardan biri ise doğum. Kadınların yavrularını karnında dokuz aydan fazla taşıması ve bir insan dünyaya getirmesi… bir canlıyı bedeninde taşıyor. Onun sayesinde onun içinde beslenip gelişiyor. Onun organlarının içinde başka bir canlının organları oluşuyor. Sonra içinde gelişen canlıyı kucağında buluyor. O canlı, onun bir parçası. Aslında annelerin çocuklarına “parçam” gibi sevgi sözcükleri söylemeleri çok mantıklı. Çünkü her çocuk annesinin parçası sonuçta. 
Geçenlerde doğduğum günden bugünkü hâlime kadar olan fotoğraflarıma baktım. Doğduğum anda çekilen fotoğrafıma, dünyaya merhaba dediğim anın ölümsüzleştiği o kareye, bakınca çok etkilendim ve düşündüm… ben şimdiki hâlime alışkın olduğum için o bebeklik hâlleri öyle uzak geldi ki bana. Hâlbuki o bebek benim. Çok garip hissettim kendimi. Sonra biraz daha büyümüş hâlimin fotoğrafına baktım. İki ya da üç yaşlarımdaki hâlimdi sanırım. O bebek büyümüştü, gelişmişti, değişmişti. Böyle böyle ilerleyen yıllarda çekilen fotoğraflarıma baktım sırayla. Bedenim değişiyordu her fotoğrafta. Her ne kadar fotoğrafa yansımasa da kişiliğim, düşüncelerim de değişimden payını alıyordu. Geçen her gün, her ay, her yıl değişim basamaklarını çıkıyordum, çıkıyorum ve çıkacağım. 
İşte… değişim. Benim için anahtar kelime bu. Heraklitos’un meşhur bir sözü vardır: “Değişmeyen tek şey: değişimdir.” der. Ne de doğru bir sözdür bu. Değişmek… her şey, herkes her an değişiyor, istesek de, istemesek de. Ben büyümeyi hiç istemezdim mesela, hâlâ da istemiyorum. Ama elimizde değil. Büyüyoruz, değişiyoruz. İşte bu da mucize benim için. Değişim, bir mucizedir. Belki mucize olarak değerlendirilmeyebilir insanlar tarafından ama sonuçta beni etkiliyor değişim. Farklı hissettiriyor ve bunun mucize olduğu kanısına varıyorum. Belki sıradan bir şeydir değişim kimine göre. Ama benim bakış açıma göre, sıradandan öte bir şey bu. 
Dünyanın, evrenin düzeni de bir mucize daha önce de dediğim gibi. Her şey öyle bir düzende ilerliyor ki, aklın sınırlarını bile zorluyor. Evrendeki, dünyadaki her türlü oluşum insanı hayrete düşürebiliyor. Dünyada denizlerin, kıtaların oluşması mesela… insan eli değmeden, kendiliğinden oluşmuş onlar. Küçükken çok daha ilginç gelirdi bana, şaşırırdım. Tüm bunların ve daha fazlasının mucizenin bir parçası olduğuna inanırım bu yüzden. İnsanların ve diğer canlıların da belli bir düzenle ve sistemle dünyaya gelmesi de olağan bir şeyin ötesindeymiş hissi verir bana. Dolayısıyla yine ve yine mucizenin temelinden doğan bir yığın unsurlardır bunlar benim için. 
Deniz

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın